ivmez

Rahman

Kategori: Belirtilmemiş

Rahman

Suyu temizliyor ayakların /gerçek mi gerçek/
savaş pilotu exupery`nin
parmaklarının suya dokunuşudur
çoğalan ibrahimlerle
bir gelecek vakit habercisi
yeniden çizdi kenti

- buruşmuş çocuk balonları
gibi kaldırıldı
kentin
putları
ve
eski fotoğrafları -

bir şölen
kelimelerde

inanınca duanın gücü artar
tutsaklık eridi
bir akımdır geçen yüreğimden
en uzaktaki bir müslümanın yüreğine

/varoluş sevmenin ekonomisi/
baktığın yerlerde gölge
rahman rahim
bir kutsal gölge

vakur dinç
bir devrimden
iyi anlarım
- benim işim
devrim
yapmak

bir güzel geyik gibi
özü tarihin
anlamı yaşamanın -her savaşçının-
bir muştu büyütüyorum yüreğimde
bileklerimizin gücüne doğru işleyen
bir asya direnci
afrika siyah inci
en çok şimdi anlıyoruz ömer`i ali`yi hasan`ı ve osman`ı
/keskin nişancı
olarak
ilerliyoruz/

ey öbürsü günleri bekleyen çocuklar
- işçi asker
kutsal
/alınteri kitabımın ilk cümlesi/
burjuva ayağa kalk
güneyde kuzeyde doğuda batıda
yargılıyorum seni

şan soluyan şan alan genç yürekler
ey kardeşler
gören gözlere ortalık ışımıştır

(mayıs1970)

Nuri Pakdil

19:28 - 26/8/2008 - yorum {3} - yorum yaz


Gizli Sevda

Kategori: Belirtilmemiş
Gizli Sevda

Hani bir sevgilin vardı
Yedi sekiz sene önce,
Dün yolda rastladım
Sevindi beni görünce.

Sokakta ayaküstü
Konuştuk ordan burdan.
Evlenmiş, çocukları olmuş
Bir kız bir de oğlan,

Seni sordu.
Hiç değişmedi, dedim.
Bildiğin gibi...
Anlıyordu.

Mesutmuş, kocasını seviyormuş.
Kendilerininmiş evleri...
Bir suçlu gibi ezik,
Sana selam söyledi.

Behçet Necatigil

17:22 - 29/6/2008 - yorum {2} - yorum yaz


Şarkımız

Kategori: Belirtilmemiş
Şarkımız

Kırılır da bir gün bütün dişliler,
Döner şanlı şanlı çarkımız bizim.
Gökten bir el yaşlı gözleri siler,
Şenlenir evimiz, barkımız bizim.

Yokuşlar kaybolur, çıkarız düze,
Kavuşuruz sonu gelmez gündüze,
Sapan taşlarının yanında füze,
Başka âlemlerle farkımız bizim.

Kurtulur dil, tarih, ahlak ve iman;
Görürler, nasılmış, neymiş kahraman!
Yer ve gök su vermem dediği zaman,
Her tarlayı sular arkımız bizim.

Gideriz, nur yolu izde gideriz,
Taş bağırda, sular dizde, gideriz,
Bir gün akşam olur, biz de gideriz,
Kalır dudaklarda şarkımız bizim...

1964
Necip Fazıl Kısakürek

17:17 - 29/6/2008 - yorum {1} - yorum yaz


GENÇLİĞE HİTABE

Kategori: Belirtilmemiş

GENÇLİĞE HİTABE


Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
"Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!"

şuurunda bir gençlik...
Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre...
Birincisi iki buçuk asır...

 Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet...İkincisi üç asır...

 Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet..
Üçüncüsü bir asır... Allahın, Kur'an'ında

"belhümadal - hayvandan aşağı"

dediği cücetaklitçilere ve batı dünyasına esaret...
Ya dördüncüsü ?... Son yarım asır!..

İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle,

 madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında

ebedi helake mahkumiyet...

 İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören...

Bunları,yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık,

çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür

diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi...

 Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilakı yeni

 bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik...
Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle

bütün "dikey"leri "ya tay" hale getirecek bir çığlık kopararak

"mukaddes emaneti ne yaptınız?"

diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...
Dininin, dilinin beyninin, ilminin, ırzının,evinin,

kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik...
Halka değil, Hakka inanan,

 meclisinin duvarında "Hakimiyet Hakkındır"

 düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan

ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik...
Emekçiye "Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar

 sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın.!

Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla,

kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan

 daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta

başı boş bırakılamazsın!" diyecek...
Kapitaliste ise "Allah buyruğunu ve Resul emrini

kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça

serbest nefes bile alamazsın!" ihtarını edecek...
Kökü ezelde ve dalıi ebedde bir sistemin, aşkına,vecdine,

diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...
Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan

ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa

çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı,

Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı

adamında bulduğunu sandığı şeyi,

o mübarek oluş sırrını,her sistem ve mez hebe ortada

 ne kadar illet varsa devasının

 ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin,

İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna,

 İslâm âlemine ve bütüıı insanlığa model teşkil edecek bir gençlik...
"Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan

fert fert "ben varım!" cevabını verici,

 her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur!"

fikrini besleyici bir dâva ahlakına kaynak bir gençlik...
Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi

cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette usule,

stratejiye uygun bir gençlik...
Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle zifiri karanlıkta,

ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin;

ve gerçek kahramanlık madeniyle sahtesini ayırdetmekte

kuyumcu ustası bir gençlik...
Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü,

yalancı ders kitabı,dema gog politikacısı,çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı,takma diş fabrikası,

 fuhuş albümü gazetesi,mümin zindanı mâbedi,

temeli yıkık ailesi, hasılı kendisini yetiştirecek

bütün cemiyet müesseselerinden

aldığı zehirli tesiri üzerinden atabilecek,

kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar

nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı

içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik...
Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa,

gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini

 beğenmeyecek, onlara "siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş

marka müslümanlarısınız !

Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden

hiçbiri başımıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek

 müslümanlığın "na sıl" ını ve "ne idüğü" nü

her haliyle gösterecek bir gençlik...
Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu ,

hürmetine yarattığı Sevgilisinin fezâyı bütün yıldızlariyle

 manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak,

ve O'ndan başka hiçbir tutamak,dayanak, sığınak

 tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur

farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir genç lik...
İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum.

Şekillenmesi,billurlaşması için 30 küsur yıldır, devrimbazlık kodamanların viski çektiği kamış borularla kalemime

ciğerîmden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve

zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında,

uykusuz,su suz, ekmeksiz,başımı secdeye mıhlayıp bir ömür

 Allaha hamd etme makamındayım.
Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur:
Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken,

 Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da

gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil!

Allahın selâmı üzerine oIsun...

Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!..


Necip Fazıl KISAKÜREK


20:34 - 18/6/2008 - yorum {1} - yorum yaz


Sakarya Türküsü

Kategori: Belirtilmemiş

SAKARYA TÜRKÜSÜ


İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya:
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir:
Oluklar çift, birinden nur akar, birinden kir.

Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kainat:
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne?
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine:

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

Rabb'im isterse, sular büklüm büklüm burulur.
Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.

Eyvah, eyvah, Sakarya'm, sana mı düştü bu yük?
Bu dâvâ hor, bu dâvâ öksüz, bu dâvâ büyük!..

Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan:
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan!

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu?
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna?
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya.
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su:
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek:
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

Sakarya, saf çocuğu, mâsum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

Sen ve ben, gözyaşıyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz:
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya:
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!

 
NECİP FAZIL KISAKÜREK

16:52 - 11/6/2008 - yorum {3} - yorum yaz


Sonraki Sayfa
Tanım
Bazı güzellikleri almak ve belki olursa bazı güzellikleri aktarmak için...
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Kategoriler
Son Yazılar
- Rahman
- Gizli Sevda
- Şarkımız
- GENÇLİĞE HİTABE
- Sakarya Türküsü